Ana Menü
En Yeni Köşe Yazıları
SON DURUM DEĞERLENDİ... [276]
ANDIMIZ... [372]
Neden Şanlı Bayrağım [390]
Bayrak [285]
Arkadaşına Öner
İsminiz:


Email adresiniz:


Arkadasiniz'in mail adresi:


Son Dakika Haberler
Takvim
Döviz

Türkçenin Tarihi Gelisimi

Eski Türkçe

Türk yazi dilinin ele geçen ilk örnekleri Orhun Âbidelerinin metinleridir. Fakat bu metinler süphesiz Türk yazi dilinin ilk örnekleri degildir. Çünkü Orhun Âbidelerindeki dil yeni tesekkül etmis bir yazi dili olarak degil, çok islenmis bir yazi dili olarak karsimiza çikmaktadir. Bu bakimdan, Türk yazi dilinin baslangicini ele geçen bu ilk metinlerden çok daha öncelere çikarmak gerekir. Türk yazi dilinin sekizinci asirdan sonraki gelismesi ile mukayese edilerek bir tahmin yürütülürse, Orhun abidelerindeki yazi dilinde hiç degilse bir kaç asirlik bir gelisme mevcut olduguna kolaylikla hükmolunabilir. Buna göre Türk yazi dilinin baslangicini Milâdin ilk asirlarina, hiç olmazsa Orhun âbidelerinden bir kaç asir önceye çikarmak dogru olur. Fakat Orhun kitabelerinden daha eski bir metin ele geçmedigi için bu yazi dilini ancak sekizinci asirdan itibaren takip edebilmekteyiz.

Iste nazarî olarak Milâdin ilk asirlarinda basladigini kabul ettigimiz ve ilk ele geçen metinleri sekizinci asra ait olan bu yazi dili 12 - 13. asra kadar devam etmis olup, bu devre Türk yazi dilinin ilk devresini teskil etmektedir. Bu ilk yazi dili devresi ayni zamanda müsterek bir yazi dili devresidir. Yani bu yazi dili bütün Türklügün tek yazi dili olarak kullanilmis, Orta Asya’da genis bir sahayi kaplayan Türklük âlemi asirlar boyunca hep ayni dille okuyup yazmistir. O devirden kalma eserlerde görülen ufak tefek farklar ise saha ve zaman farklarindan ileri gelen normal ayriliklar olup tek bir yazi dilinin hudutlarini asacak mahiyette degildir.

Kâsgarli’nin en çok begendigi ve sivelerle karsilastirirken “Türkçe” diye adlandirdigi, Hakaniye Türkçe’si, yahut baska eserlerde Kâsgar dili, Kâsgar Türkçe’si adi ile anilan dil hep bu ilk Türk yazi dilidir. Bu yazi dili devresinden gelen eserlerin büyük bir kismi Uygur yazisi ile yazilmis oldugu için bu devreye Uygur devresi, bu yazi diline de Uygurca denilebilir. Fakat Türkoloji ögretiminde Türkçe’nin bu ilk devresi için bugün en uygun isim olarak “Eski Türkçe” tâbirini kullanmaktayiz. Türkçe’nin ondan sonraki çesitli gelismelerinin kaynagi hep bu devreye çikmakla, bugün genis sahalarda ayri kollara ayrilmis bulunan Türkçe’nin bütün sekillerinin mensei bu devrede bulunmakta, kisacasi, Türkçe’nin bütün yapisi bu devre ile izah edilebilmektedir. Demek ki bu devre Türkçe’nin ana Türkçe devresi, ilk devresi, eski devresidir. Onun için bu devreyi “Eski Türkçe” diye adlandirmak çok yerindedir. Bu kitapta biz de bu ismi kullanacagiz.

O hâlde Türk yazi dilinin ilk devresi Eski Türkçe’dir. Eski Türkçeden daha önceki devir ise Türkçe’nin karanlik devridir. O devir artik Eski Türkçe’nin Çuvasça ve Yakutça ile, bunlarin da daha ileride Mogolca ile birlestikleri devirdir.

Türkçe tarih boyunca iki gramer yapisina sahip olmustur. Eski Türkçe devresi Türkçe’nin eski gramer yapisini temsil eder. Ondan sonraki devreler Türkçe’nin yeni gramer yapisina sahip olan devrelerdir.


Kuzey-dogu Türkçe’si, Bati Türkçe’si

Eski Türkçeden sonraki devre gelince, bu devirde Türkçe karsimiza birden fazla yazi dili ile çikmaktadir. Eski Türkçe’nin sonlarinda Orta Asya’daki Türklük âleminin parçalanarak büyük kütleler hâlinde Hazar Denizinin güney ve kuzeyinden kuzeye ve batiya yayilmasi, yeni kültür merkezlerinin meydana gelmesi, Islâm kültürünün Türkler arasina gittikçe kuvvetli bir sekilde yerlesmesi, yeni mefhumlarla birlikte yeni bir yazinin kabulü gibi çesitli dis sebeplerle beraber Türkçe’nin içinde bir müddetten beri kendisini hissettiren tabiî gelismeler neticesinde ortaya çikan büyük degisiklikler yazi dili birligini parçalayarak Eski Türkçe’nin ömrünü tamamlamis ve ayrilan Türklük kollarinin yeni kültür merkezleri etrafinda kendi sivelerine dayanan yazi dilleri meydana getirmeleri birden fazla yeni yazi dilinin dogmasina ve gelismege baslamasina sebep olmustur. Böylece 12-13. asirdan sonra biri Kuzey-dogu Türkçe’si, digeri Bati Türkçe’si olmak üzere iki Türk yazi dili meydana geldigini görmekteyiz.


Kuzey Türkçe’si, Dogu Türkçe’si

Bunlardan Kuzey-dogu Türkçe’si önce 13 ve 14. asirlarda, bir müddet, Eski Türkçe’nin tabiî ve yeni bir devami olarak eski ve yeni arasinda köprü vazifesi gören bir geçis devresi hâlinde devam etmis, sonra 15. asirdan itibaren Kuzey Türkçe’si ve Dogu Türkçe’si olarak iki yeni yazi diline ayrilmistir. Son zamanlara kadar devam eden bu yazi dillerinden Kuzey Türkçe’si, Kipçak Türkçe’sidir. Dogu Türkçe’si ise Çagatayca gibi yanlis bir isimle anilan ve Timur devrinde baslayarak 15. ve 16. asirlarda kuvvetli bir edebiyat meydana getirmek suretiyle en parlak çagini yasadiktan sonra son zamanda yerini modern Özbekçe’ye birakan yazi dilidir.


Bati Türkçesi

Bati Türkçesi’ne gelince, bu yazi dili 12. asrin ikinci yarisi ile 13. asrin ilk yarisinda tesekküle basladigi anlasilan, 13. asrin ikinci yarisindan itibaren de metinlerini günümüze kadar araliksiz bir sekilde takip ettigimiz yazi dilidir. Selçuklulardan baslayarak bugüne kadar gelen ve devam etmekte olan bu yazi dili, Türklügün en büyük ve en verimli yazi dili durumundadir. Bati Türkçesinin esasini Oguz sivesi teskil eder. Onun için bu yazi diline Oguz Türkçe’si de denilebilir. Oguz sivesi Hazar Denizinden Balkanlara kadar uzanan sahaya yayilmis bulunan Türkçe’dir. Bu saha ise bati Türklerinin yasadigi sahadir. Onun için Oguz yazi diline, Oguz Türkçe’sine umumî olarak Bati Türkçe’si adini vermekteyiz. Türkolojide Bati Türkçe’si için bazen Cenup Türkçe’si veya Cenup Sivesi adi da kullanilmaktadir. Fakat bu Simal Türkçe’sine göre verilen bir addir ve süphesiz Bati Türkçe’si kadar uygun degildir.


Azeri Türkçesi, Osmanli Türkçesi

Bati Türkçesinin içinde saha bakimindan zamanla iki daire meydana gelmistir. Bunlardan biri Azeri ve Dogu Anadolu sahasini içine alan dogu Oguzcasi, digeri Osmanli sahasini içine alan bati Oguzcasidir. Dogu ve bati Oguzcalari arasinda ilk asirlarda çok küçük saha farklari disinda bir ayrilik mevcut olmamis, bu saha farklari yavas yavas genisleyerek ancak 17. asirdan sonra dogu ve bati Oguzca dairelerini meydana getirmistir.

Bununla beraber arada yine iki yazi dili olacak kadar fark mevcut degildir ve her ikisi de ayni siveye, yani Oguz sivesine dayandiklari için Azeri ve Osmanli Türkçeleri ancak tek bir yazi dilinin kardes iki dairesi sayilabilirler. Esasen dogu ve bati Oguzcasi arasindaki farklar daha çok sivede yani konusma dilinde kalmis, devamli olarak Osmanli kültür ve edebiyatinin tesiri altinda kalan Azeri sahasinda yazi dili, Osmanli Türkçe’sinden konusma dilindeki ile mukayese edilemeyecek kadar az bir ayrilik göstermistir.

Azeri ve Osmanli Türkçeleri arasinda, daha çok sivede kalan bu ayriligin sebeplerini dogu Oguzcasina Oguz disi Türk sivelerinin, bilhassa zaman zaman kuzeyden gelen Kipçak unsurlarinin yaptigi tesir ile Ilhanlilardan kalan bazi Mogol izlerinde aramak lâzimdir. Bunlardan birincisi dogu Oguzcasini bati Oguzcasindan bazi sekiller bakimindan biraz farkli yapmis, ikincisi ise Azeri Türkçe’sinde bazi Mogol asilli kelimeler birakmistir.

Bilhassa konusma dili bakimindan birbirinden farkli olan Azeri ve Osmanli Türkçe’si arasindaki baslica ayriliklar, kelime basindaki b-m, kelime içindeki q-ġ, h, ilk hecedeki e-i, kelime basindaki t-d ile akkuzatif ve bazi fiil çekim sekilleri etrafinda toplanir. Bu ayriliklar daha çok konusma dilinde kaldigi, yazi diline aksedenlerin ise ancak son devir Azeri Türkçe’sinde görülebildigi, Azeri sahasinda yetisen baslica edebî sahsiyetlerin bulundugu 17. asirdan önce de dogu ve bati Oguzcalari arasinda kayda deger bir ayrilik bulunmadigi için bu iki Oguz Türkçe’si yazi dili olarak Bati Türkçe’si adi altinda bir bütün teskil ederler.


Bati Türkçesinin Gelismesi

Bati Türkçesinin yedi asirlik uzun hayatinda bazi merhaleler vardir. Bu merhaleler onun iç ve dis gelisme seyri içinde görülen çesitli safhalardir. Gerçekten Bati Türkçe’si uzun gelisme seyri içinde bugüne kadar iç ve dis yapisi bakimindan muhtelif gelismeler ve degisiklikler göstermistir. Iç yapi bakimindan gösterdigi degisiklikler, Türkçe kök ve eklerde görülen bazi ses ve sekil degisiklikleri olup, dogrudan dogruya Türkçe’nin tabiî gelismesi ile ilgilidir. Dis yapi bakimindan Bati Türkçe’sinde görülen çesitli safhalar ise, Türkçe’nin bünyesi ile ilgili olmayip, onun, içine karisan yabanci unsurlara göre aldigi degisik görünüslerden ibarettir.

Demek ki Bati Türkçe’sinde Türkçe’den baska bir de yabanci unsurlar vardir. Bu unsurlar çesitli Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerdir. Türklerin Islam kültürü çerçevesine girmeleri dolayisiyla Türkçe’ye sokulan Arapça ve Farsça unsurlar, Türkçe’yi Eski Türkçeden sonra, yeni yazi dilleri devresinde istilâya baslamis, bu istilâ bilhassa Bati Türkçe’sinde korkunç bir gelisme göstererek bir kaç asir içinde Türkçe’yi âdeta taninmaz bir hâle getirmistir.


Arapça ve Farsça unsurlarin Bati Türkçe’si içindeki durumu yedi asir boyunca hep ayni olmamis ve çesitli safhalar göstermistir. Bu sebeple Bati Türkçe’si içinde hem Türkçe bakimindan, hem de yabanci unsurlar bakimindan birbirinden farkli bir kaç devre var demektir.

Iste 13. asirdan günümüze kadar Bati Türklerinin yazi dili ola gelmis bulunan Bati Türkçe’si iç ve dis gelisme ve degisiklikler bakimindan su üç devreye ayrilir:

1. Eski Anadolu Türkçe’si

2. Osmanlica

3. Türkiye Türkçe’si


Eski Anadolu Türkçesi

Eski Anadolu Türkçe’si 13, 14 ve 15. asirlardaki Türkçe’dir. Bati Türkçesinin ilk devrini teskil eden bu Eski Anadolu Türkçe’si bilhassa Türkçe bakimindan kendisinden sonraki iki devreden çok farklidir. Bu devreye Bati Türkçesinin bir olus, bir kurulus devresi olarak bakmak yerinde olur. Bati Türkçesini Eski Türkçe’ye baglayan birçok baglar bu devrede henüz kendisini iyice hissettirmektedir. Bu devreden sonraki Türkçe’de gördügümüz birçok yeni sekiller bu devrede henüz Eski Türkçedeki eski sekillerinin izlerini tasimaktadirlar.


Eski Anadolu Türkçe’si bir taraftan böylece Eski Türkçe’nin izlerini tasirken diger taraftan köklerde ve eklerde bazi ses ve sekil ayriliklari göstermek suretiyle Osmanlica ve Türkiye Türkçe’sinden biraz farkli bir durum arzeder. Öyle ki Bati Türkçe’si içinde Türkçe bakimindan mevcut baslica degisiklikler bu devre ile bundan sonraki iki devre arasindaki degisikliklerdir. Yani Bati Türkçesini yalniz Türkçe bakimindan devrelere ayirirsak Eski Anadolu Türkçe’si ve Osmanlica - Türkiye Türkçe’si diye ikiye ayirmamiz icap eder. Osmanlica ile Türkiye Türkçe’si arasinda Türkçe bakimindan, Eski Anadolu Türkçe’sinden Osmanlicanin ilk devirlerine tasan bir kaç sekil disinda, bariz bir ayrilik yoktur.

Eski Anadolu Türkçe’si yabanci unsurlar bakimindan denilebilir ki Bati Türkçesinin en temiz devridir. Bu devirde Türkçe’ye Arapça ve Farsça unsurlar girmege baslamistir. Fakat bu unsurlar kesifligini yavas yavas arttirmis ve ancak devrenin sonlarinda genis bir istilâ baslangici hâlini alarak Osmanlicanin dogusunu hazirlamistir. Eski Anadolu metinlerinde görülen Arapça ve Farsça kelimeler henüz çok fazla olmadigi gibi devrenin sonlarina dogru artan terkipler de henüz açik ve basit bir durumdadir. Yabanci unsurlar bakimindan bu devirde manzum ve mensur metinler arasinda da oldukça fark vardir.

Gittikçe artan yabanci kelime ve terkipler daha çok nazim dilinde görülür. Nesir dili ise çok temiz ve duru bir Türkçe olarak devrenin sonunda bile Arapça ve Farsça kelimeler ve bilhassa terkiplerden mümkün oldugu kadar uzak kalmistir. 15. asrin ortalarina dogru ikinci Murat devrinde genis bir kültür hamlesinin ifadesi olarak meydana getirilen telif ve tercüme pek çok Türkçe eserin dili bunu açikça göstermektedir. Nazim dilinde ise, siirin Fars taklitçiligi üzerine kurulmasi ve vezin, sekil zaruretleri yüzünden duruluk çok muhafaza edilememis ve Türkçe’deki gelismeler bakimindan devre daha bitmeden, 15. asirda, basit de olsa terkipler ve yabanci kelimeler adam akilli çogalmis ve Türkçe’yi sarmistir. Bu yüzden asrin ikinci yarisi Osmanlicanin temelini atan, onun baslangicini teskil eden bir devir olmus, Eski Anadolu Türkçe’si Türkçe hususiyetleri bakimindan devrini ancak Osmanlicanin baslarinda tamamlamistir.

Eski Anadolu Türkçesinin cümle yapisi ise Türkçe’nin baslangiçtan bugüne kadar hep ayni kalan normal cümle yapisi disina çikmamistir. Gerek nesirde, gerek siirde Türk cümlesi bu devirde normal, sade, anlasilan, unsurlari yerli yerinde ve dogru cümle olarak kalmis, tercüme sadakati yüzünden nadir olarak kirildigi yerler disinda, umumiyetle saglam yapisini muhafaza ederek Osmanlica devrine girmistir.


Osmanlica

Osmanlica Bati Türkçesinin ikinci devri olup 15. asrin sonlarindan 20. asrin baslarina kadar devam etmis olan yazi dilidir. Dört asirdan fazla bir ömrü olan Osmanlica, süphesiz hep ayni kalmamis, bastan ve sondan geçis devirlerinde ve ortada, hudutlari kesin olarak çizilemeyen birbirine geçmis çesitli iç merhâleleri olmustur. Fakat iç ve dis bakimindan esas vasiflari itibariyle Osmanlica ismi altinda bu ismin çok iyi ifade ettigi bir bütünlük gösterir.

Türkçe bakimindan, Osmanlica’da asagi yukari mühim hiçbir degisiklik olmamis, Eski Anadolu Türkçe’sinden sonra günümüze kadar Türkçe’nin baslica sekilleri hemen hemen hep ayni kalmistir. Yani gramer sekilleri bakimindan Osmanlica ile Türkiye Türkçe’si arasinda belirli bir ayrilik yoktur. Yukarida da söyledigimiz gibi Türkçe bakimindan ancak bu son iki devre ile Eski Anadolu Türkçe’si arasinda belirli ayriliklar vardir.

Osmanlica ile Türkiye Türkçe’si arasinda çok küçük sekil farklarina rastlansa bile bunlar zaman ayriliklarina dayanan basit degisikliklerden baska bir sey sayilmamalidirlar. Eski Anadolu Türkçe’si, Bati Türkçesinin eski gramer sekillerini, Osmanlica ile Türkiye Türkçe’si ise Bati Türkçesinin yeni gramer sekillerini ihtiva eden devrelerdir. Yani, gramer sekilleri bakimindan Osmanlica ile Türkiye Türkçe’si arasinda bir devre farki yoktur.

Devrelerin birbirine geçisi keskin çizgilerle ayrilamayacagi için eski Anadolu Türkçe’si ile Osmanlica arasinda da uzun bir geçis safhasi olmustur. Osmanlica’nin baslangicini teskil eden ve 15. asrin ikinci yarisi ile 16. asrin ilk yarisini içine alan devirde eski gramer sekilleri, yerlerini henüz tamamiyla yeni sekillere birakmis degillerdi.

Bu eski sekillerden bazilari Osmanlica’nin içinde daha sonralari da kendisini muhafaza etmis, bunlardan kliselesmis olarak Türkiye Türkçe’sine geçenler bile olmustur. Bazi yeni sekiller ise olusunu ancak Osmanlica içinde tamamlamis veya kullanis sahasina bu devirde çikmistir. Iste geçis devrindeki normal gelismeler, ondan sonraki küçük sizintilar ve bazi yeni sekillerin ortaya çikisi disinda, Osmanlica’ya Türkçe bakimindan basindan sonuna kadar bir durgunluk hâkim olmus, 16. asirdan günümüze kadar Türkçe gramer sekilleri bakimindan belirli hiçbir gelisme kaydetmemistir.

Osmanlica’yi bati Türkçe’si içinde bilhassa Türkiye Türkçe’sinden ayri bir devre hâlinde tutan sey onun dis yapisidir. Iç yapi, yani Türkçe bakimindan yalniz Eski Anadolu Türkçe’sinden farkli bulunan Osmanlica, dis yapi, yani yabanci unsurlar bakimindan Eski Anadolu Türkçe’sinden de, Türkiye Türkçe’sinden de çok büyük farklarla ayrilan bir devre manzarasi gösterir. Bu devre Türkçe’nin yabanci unsurlar tarafindan tam mânâsiyle istilâ edildigi, Türkçe’yi Arapça ve Farsça unsurlarin son haddine kadar sardigi devredir.

Osmanlica devrinde Türkçe’yi saran bu Arapça ve Farsça unsurlar, sayisiz Arapça ve Farsça kelime ve terkipler olup esas itibariyle isim sahasi içinde kalmistir. Fakat bu sahada o kadar ileri gidilmistir ki bütün isim cinsinden kelimeler ve cümle içinde isim muamelesi gören bütün kelime guruplari Arapça ve Farsça kelimelere ve terkiplere bogulmustur. Bu müthis istilâdan fiil kökleri bile yakasini kurtaramamis, Türkçe’nin basit fiil kökleri yerine Arapça ve Farsça kelimelerle Türkçe yardimci fiillerden yapilmis birlesik fiiller kullanilarak Türkçe, bugün de yasamakta olan sayisiz yabanci köklü birlesik fiil ile dolmustur.

Fiil disinda kalan isim cinsinden bütün kelimeler ve isim muamelesi gören kelime guruplari sahasini böylece Arapça ve Farsça kelimelere, sifat ve izafet terkiplerine kaptiran yazi dilinde umumiyetle Türkçe olarak isim ve fiil çekimi ile cümle yapisi kalmistir. Fakat cümle yapisi da, Türkçe kalmakla beraber, agir darbeler yemekten kendisini kurtaramamis, birçok defa esas bünyesi yikilarak bozuk bir kelime yiginindan ibaret olmustur. Hülâsa, Türk yazi dili Osmanlica devrinde esas yapisi Türkçe olan fakat Türkçe, Arapça ve Farsça’dan meydana gelen üçüzlü, karisik ve son derece sun’î bir dil manzarasi göstermistir.


Osmanlicanin devreleri

Yabanci unsurlarin durumu bakimindan Osmanlica içinde üç devre vardir. Osmanlica’nin 15. asrin sonu ile 16. asrin büyük bir kismini içine alan ilk devresi Eski Anadolu Türkçe’sinde yazi diline sokulmaga baslayan Arapça ve Farsça unsurlarin Türkçe’yi istilâ isinin çok sür’atlendigi devredir. Bu devre, Osmanlilarin Istanbul’a yerlesmesinden sonra kurulan saray hayati ile baslamis, bu saray etrafinda gelisen edebiyat ve kültür hayatinin Arap ve Fars kültür ve edebiyatinin nüfuzu altina girmesi Türk yazi diline bambaska bir istikamet vermistir.

Bu devrede Türkçe Eski Anadolu devresindeki durulugunu kaybetmis, yabanci unsurlarin kesafeti iyiden iyiye artmistir. Fakat daha sonraki asirlara göre henüz nisbî bir sadelik göze çarpar gibidir. Yabanci kelime ve terkiplerin sayisi ve çesitleri çok artmakla beraber terkip zincirleri henüz son haddine varmis degildir. Fakat iyice karisik dil yolunda çok sür’atli bir gidis, çok kesif bir hazirlik vardir. Öyle ki devrenin sonu, yani 16. asrin sonlari artik koyu Osmanlica’nin tam bir baslangici hâline gelmistir. Böylelikle ilk devir sona ermis ve Osmanlica’nin yeni bir devri gelip çatmistir.

Bu devre Osmanlica’nin ikinci devresi olup 16. asrin sonundan 19. asrin ortalarina kadar süren devredir ki baslica 16. asrin sonu ile 17. ve 18. asirlari içine alir. Bu devrede karisik dil, koyulugunun son haddine varmis, yapisi güç halle Türkçe’ye benzeyen yazi dilinde Arapça ve Farsça unsurlar arasinda Türkçe unsurlar âdeta görünmez olmustur. Osmanlica böylece Türkçelikten çikmis bir hâle geldikten sonra nihayet üçüzlü sun’î dilin en yüksek noktasindan asagiya dogru dönmege baslamis ve üçüncü devresine girmistir.

Osmanlica’nin ayni zamanda son devresi olan bu üçüncü devre, 19. asrin ortalarindan baslayip 20. asrin baslarina kadar gelen, yani Tanzimattan 1908 mesrutiyetine kadar olan devri içine alir. Bu devrenin son örnekleri 1908’den sonra da Cumhuriyete kadar, sür’atle ortaya çikan yeni yazi dilinin yaninda, gittikçe zayiflayarak bir niüddet daha devam etmistir. Bu üçüncü devre karisik dilin koyulugunu yavas yavas kaybettigi devredir. Osmanlica bu devirde zaman zaman çok sun’î bir koyuluk göstermekle beraber umumî olarak bir çözülme yoluna girmis durumdadir. Bu çözülme nihayet 20. asrin baslarinda tamamlanarak Osmanlica’nin hayati sona ermis ve Türkiye Türkçe’sine geçilmistir.

Osmanlica’nin bu son devrini eskisinden ayiran mühim bir fark da batidan gelen yeni mefhumlar dolayisiyla yeni yeni Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerin yazi diline sokulmasi ve uydurulmasidir. Bu hususta bazen çok sun’î hareketler olmus, lügat kitaplarina bakarak yazi yazanlar bile çikmistir. Fakat umumiyetle terkipsiz Türkçe’ye gidis temayülleri artmistir. Eski devirde de koyu Osmanlica’nin yaninda görülen oldukça sade dil örnekleri bu son devrede umumî yazi dilinin yani sira sayilarini çok arttirmislardir.

Bu devrenin sonlari ise Türkçe’nin aydinliga çikisinin açik müjdeleri ile doludur. Öyle ki bu devir eserlerinin bir eli Osmanlica’da, bir eli Türkiye Türkçe’sindedir. Degisiklik bir neslin hayati içinde ortaya çiktigi, daha dogrusu meyvelerini verdigi için, artik dili bazen Osmanlica, bazen Türkiye Türkçe’si, veya önce Osmanlica, sonra Türkiye Türkçe’si olan sahislar görülür. Hülâsa Osmanlica’nin sonlarinda yazi dili yabanci unsurlar ve terkiplerden sür’atle temizlenmis, böylece 20. asrin baslarinda terkipli karisik dil tarihe karisarak yerini Türkiye Türkçe’sine birakmistir.


Nazim dili, Nesir dili

Osmanlica’nin, kendi içinde yukarida gördügümüz sekilde üç devreye ayrilan uzun tarihi boyunca, nazim ve nesir sahasindaki görünüsü birbirinden farkli olmustur. Bu fark, bir yabanci unsurlar, bir de cümle yapisi bakimindan nazim ve nesir dili arasinda görülen ayriliktir. Siirin, bilhassa divan siirinin muhteva ve sekil bakimindan muayyen Ölçülere bagli bulunmasi nazim diline de tesir etmis ve Osmanlica’da umumiyetle tek bir çesit nazim dili olusmustur.

Buna karsilik Osmanlica içinde ilmi ve didaktik eserlerde ayri edebi eserlerde ayri bir nesir dili kullanilmistir. ilmî nesir dili bir dereceye kadar sade ve basit bir dil, edebî nesir dili ise çok asiri ve sun’î bir sekilde yabanci unsurlarla dolu, secili ve kelime gurubu silsilelerinden örülmüs bir dildi. Bu iki çesit nesir dili Osmanlica’da daima yan yana yürümüstür. Burada su noktayi belirtelim ki adî nesirde edebî nesre göre bir sadelik ve basitlik vardi, yoksa umumî olarak o da yabanci unsurlarla dolu karisik bir dil, bir Osmanlica idi. Iste umumiyetle bir çesit olan nazim dili ile iki çesit olan nesir dili yabanci unsurlar ve cümle yapisi bakimindan Osmanlica içinde farkli bir durumda bulunmuslardir.

Yabanci unsurlar bakimindan Osmanlica’nin ilk devresinde nazim ve nesir dili asagi yukari birbirine yakindir. yabanci unsurlar her ikisinde de çogalmistir. Daha çok nazim dilinde görülen terkipler, eski basitligini muhafaza etmekle beraber bu devirde henüz fazla zincirleme hâlinde degildir. Umumiyetle nesir dili, nazim diline göre daha sade bir durumdadir. Fakat nazim dili pek degismedigi hâlde nesir dili gittikçe agirlasmaktadir devrenin sonlarinda bu gidis hizlanmis ve nesir dili nazim diline göre çok agir bir dil hâline gelmistir.

Osmanlica’nin en koyu devri olan ikinci devrede ise bu koyuluk hem nazimda, hem nesirde görülür. Fakat nesirde çok asiri bir durumdadir. Nazim dili ise eskiye göre o kadar agirlasmamis ve nesir dilinin yaninda oldukça sade kalmistir. Nazim dilinde eski basit terkipler yerini üçüzlü. dördüzlü ve daha genis zincirleme terkiplere birakmis nesirde ise agirlik ve koyuluk içinden çikilmaz bir hâle gelmis, bilhassa edebî nesir Türkçe olmaktan büsbütün çikmistir. Üçüncü devrede ise nazim ve nesir dili birbirine yine yakindir ve her ikisinde de nisbî bir sadelige gidis vardir.

Bu gidis devre boyunca nesirde daha süratli olmus, nazimda ise, koyu Osmanlica devrinde divan siirinde de tek tük olarak görülebilen sade örnekler gittikçe artmakla beraber, bol yabanci unsurlu ve terkipli dilden kurtulmak daha güç olmustur Devre bittikten sonra sonra da Osmanlica’nin Türkiye Türkçe’si içine tasmalari daha çok nazim dilinde olmus ve daha sonra tarihî hatira olarak verilen tek tük Osmanlica örnekler de hep nazim sahasinda kalmistir. Bu arada Türkçe’nin yakasini en geç birakan eski dilin resmî muhaberede ve mevzuatta kullanilan köhne nesir dili oldugunu da unutmamak lâzimdir. Türkçe bugün bile yakasini bu kirtasiye dilinden tamamiyla kurtaramamistir. Fakat bu, adî nesrin her devirde agir olan çok hususî bir koludur ve umumî nesir diline ayak uyduramamasinin fazla bir kiymeti yoktur.

Osmanlicanin nazim ve nesir dili asil, yabanci unsurlar bakimindan degil, cümle yapisi bakimindan birbirinden çok farkli bir durumdadir. Divan siirinde mânânin bir beyitte tamamlanmasi, bir beyit disina tasmamasi kaidesi Türk cümlesinin yapisi için çok hayirli olmustur. Zira mânânin bir beyitle tamamlanmasi demek, bir beytin hiç degilse bir cümle olmasi, bir cümlenin en çok bir beyit uzunlugunda bulunmasi demektir. Gerçekten divan siirinde her beyit en çok bir cümleden, birçok defa da birden fazla cümleden mütesekkil olmustur. Bu suretle Osmanli siirinde cümleler daima kisa, unsurlari sade ve yerli yerinde Türk cümleleri olarak kalmis, nazim dilinde Türkçe cümle yapisi Türkçe’nin bütün tarihi boyunca hiç degismemis bulunan normal karakterlerini muhafaza etmistir.

Osmanlica’nin bütün tarihi boyunca siirde Türk cümlesi karsimiza daima saglam olarak çikar. Buna karsilik Osmanli nesrinde Türk cümlesi tam bir perisanlik içindedir. Bu bakimdan nazim dilinin daima Türkçe kalabilmis olmasina karsilik nesir dili çok az Türkçe olabilmistir Çünkü nesirde siirdeki gibi belirli bir ölçüye sigmak mecburiyeti yoktur. Nesir, cümle unsurlarinin tam bir serbestlige kavustugu sahadir. Cümlenin bir bütün teskil eden yapisini bozmadan o unsurlari istenildigi kadar genisletmek mümkündür. Iste cümle unsurlarinin nesir dilindeki bu serbestligi Osmanlica’da tam bir basibosluk hâline gelmistir.

Yani, nesir dilindeki serbestlik istismar edilerek, bilhassa gerundium ve edat guruplarinda olmak üzere, cümle unsurlarinin çerçevesi de, sayisi da gelisigüzel bir sekilde genisletilmis, bu yüzden uzun uzun cümleler içinde cümle unsurlari, aralarinda çok defa yanlis baglar kurulmus olarak bir araya getirilmistir. Bu suretle Türk cümlesinin saglam yapisi Osmanli nesrinde umumiyetle bozulmus ve cümleler çok defa büyük bir kelime yiginindan ibaret kalmistir. Cümle unsurlari genisledikçe, cümle uzadikça hâkim olmak güçlesir, Cümle büyüyünce hâkimiyeti elden kaçirmamak için dili iyi bilmek, onun kaidelerini iyice hazmetmis olmak, onun yapisini teskil eden örgü karsisinda tam bir hassasiyete sahip bulunmak lâzimdir. Üç dilli bir dil olan Osmanlica’da ise yazicilar maalesef Türkçe’yi incitmeyecek bir nesir diline sahip olamamislardir.

Bunda Osmanlica’nin karisik dil olmasinin çok büyük bir rolü vardir. Bu karisik dilin ögretimi sirasinda esas emek ve dikkat daima Arapça ve Farsça üzerinde toplanarak Türkçe ihmal edildigi gibi, yazi yazarken de Arapça ve Farsça terkipler yapmak hevesi Türkçe’ye itina etmege vakit birakmamistir. Bu hususla, Türkçe’ye çevrilirken cümle unsurlari Türk cümlesine uygun bir siraya konmadan yerli yerinde birakilan Arapça ve Farsça’dan yapilmis tercümelerin de çok tesiri oldugunu unutmamak lâzimdir. Hülâsa, Osmanlica’nin nesir sahasinda Türkçe, bünyesine aykiri bir yapiya sahip cümlelerle bozuk düzen bir yazi dili manzarasi göstermistir. Bu bozuk düzenligi en çok Osmanlica’nin ikinci devresinde görüyoruz. ilk devrede tercüme tesiri çok hissedilmekle beraber Eski Anadolu Türkçe’sinden devralinan nesir dilinde cümle yapisi oldukça saglamdir. Fakat ikinci devrede bu yapinin Türkçe olan tarafi kalmamistir denilebilir.

Cümle yapisindaki bozuklugun nisbeti ise yabanci unsurlarin derecesi ile cümle uzunluguna göre degisik olmustur. Yabanci unsurlari fazla ve cümleleri uzun olan yazilarda bozukluk çok olmus, oldukça sade ve kisa cümleli olan yazilarda ise daha az olmustur, Osmanlica’nin son devrine gelince, bu devrede nesir dilinin kisa zamanda Türkçe cümle yapisina kavustugunu görmekteyiz. Tanzimatla beraber nesirde artik Türk cümlesi saglam bir yapiya sahip olmustur.

Bu devir cümleleri, eskisi kadar olmamakla beraber, yine bir hayli uzun olmuslar, fakat yapilan Türkçe’ye aykiri düsmemistir, Arada sirada bozuk cümlelere rastlanmakla beraber umumî olarak nesir dilinde cümle yapisinin büyük bir selâmetle çiktigi açikça görülmektedir. Bu devrede nazim dilinde ise cümleler eskisinden daha fazla uzun olmak yoluna girmislerdir.

Yeni edebiyatla beraber mânânin bir beyitte tamamlanmasi mecburiyeti ortadan kalkinca bir cümle icabinda bir kaç misra içine yayilmis, böylece bilhassa devrenin sonlarina dogru uzun nazim cümleleri ortaya çikmistir. böylece cümlelerde nadir olarak bazen yapi sakatliklari görülmekle beraber, Osmanlica’nin bu son devresinde de, cümleler biraz uzadigi hâlde umumî olarak nazim dilinin cümle yapisi her zamanki gibi saglam kalmis böylece Osmanlica’nin ömrü tamamlandigi zaman Türk cümlesi hem nazim dilinde, hem nesir dilinde Türkiye Türkçe’sine saglam bir yapi ile girmistir.


Türkiye Türkçesi

Türkiye Türkçe’si Bati Türkçesinin üçüncü devresidir. Bugün de devam etmekte olan bu devre, 1908 mesrutiyetinden sonra baslar. Bu yeni devrenin 1908 mesrutiyetinden sonra baslayan ve Cumhuriyete kadar devam eden ilk safhasi Türkiye Türkçesinin baslangiç devri mahiyetindedir bu kisa devirde çok süratli bir sekilde ortaya çikan yeni yazi dilinin yaninda Osmanlica henüz tamamiyla sahneden çekilmis degildir. Fakat lam manasiyla son günlerini yasamakta ve umumi dil olmaktan çikarak muayyen kalemler tarafindan tutulmaga çalisilan hususî bir dil durumuna düsmüs bulunmaktadir.

Hâsili bu devir. Osmanlica’nin son örnekleri ile Türkiye Türkçesinin ilk örneklerinin yan yana bulundugu devirdir, Osmanlica’nin bu son örneklerine yeni dil gittikçe fazla sokuldugu gibi, yeni dilin ilk örneklerinde de bazi Osmanlica unsurlar, eskimis bazi kelimeler, bazi terkipler görülmektedir. Yukarida da söyledigimiz gibi degisiklik bir neslin hayati içinde ortaya çiktigi için Osmanlica’dan yeni dilin ilk örneklerine bu sekilde ufak tefek tasmalar olmustur. Fakat yeni dil bu küçük tasmalardan bu ilk devre içinde kendisini süratle kurtarmis, temiz Türkçe’nin sayisiz örneklerini vererek Osmanlica’yi kisa zamanda gerilerde birakmistir Öyle ki Cumhuriyet deri baslarken Osmanlica artik çoktan ölü bir dil hâline gelmis ve yazi dilinin bütün ufuklari Türkiye Türkçe’sine açilmis bulunuyordu.

Türkiye Türkçesini Osmanlica’dan ayiran baslica hususiyet onun yabanci unsurlar karsisindaki durumudur, Dilin iç yapisi, yani Türkçe bakimindan Bati Türkçesinin bu iki devresi arasinda bir devre farki olmadigini, bu iki devrenin yabanci unsurlar bakimindan ayri devreler teskil ettigini yukarida da açiklamistik. Yabanci unsurlar bakimindan bu iki devre arasinda gerçekten çok büyük bir fark vardir. Bu farkin en ehemmiyetli tarafi terkipler bakimindan olan ayriliktir. Türkiye Türkçe’si terkipsiz Türkçe’dir.

Türkiye Türkçesinin en belirli vasfi budur. Bu bakimdan Türkiye Türkçe’si Bütün Türkçe’nin en temiz devridir, Az ve basit olmakla beraber Eski Anadolu Türkçe’sinde yabanci terkipler vardi. Osmanlica tam mânâsiyla terkipli dil demektir. Türkiye Türkçe’si ise Türk yazi dilinin bu Arapça, Farsça terkiplerden kurtulmus oldugu mesut devridir. Bir dil, yabanci bir dilin tesirinde kalabilir, Bu tesir, lügat hazinesinde. yani kelime sahasinda kaldigi müddetçe ne kadar asiri olursa olsun dil için bir tehlike teskil etmez. Fakat kelime sahasini asar ve kelime guruplarina, cümle sahasina el atarsa dilin yapisi tehlikeye girer. dilin gidisi çigirindan çikar.

Dilin, yapisini ayakta tutabilmek üzere bunlara mukavemet edebilmesi için çok saglam bir bünyeye sahip bulunmasi lâzimdir. Osmanlica’da Türkçe’ye korkunç bir nisbette karisan Arapça ve Farsça terkipler de bu sekilde kelime sahasinda kalmayan, cümle sahasina giren yabanci unsurlardi. Türkçe’nin bünyesi çok saglam oldugu için bunlara asirlarca mukavemet edebilmis ve zamani gelince onlardan kolaylikla silkinerek kendi yapisi ile bas basa kalmistir.

Fakat bu yabanci unsurlar onun ifade kabiliyeti için çok zararli olmuslar, onun gelismesine asirlarca çelme takmislardir. Iste Türkiye Türkçesini Osmanlica’dan ayiran en büyük vasif, onun bu sekilde terkipsiz Türkçe olmasidir. Bu sebeple Osmanlica’nin sonlari ile Türkiye Türkçesinin baslarinda karsimiza çikacak örnekleri de bu kistasa göre ayirmak icap eder. Elimizdeki örnegin dili, terkipsiz ise Osmanlica, terkipsiz ise Türkiye Türkçe’sidir.

Türkiye Türkçe’si terkipler disindaki yabanci unsurlar bakimindan da Osmanlica’dan çok farklidir. Bir kere Türkiye Türkçe’si Osmanlica’daki yabanci çekim edatlarindan, Arapça, Farsça çokluk yapmak gibi yabanci kaidelerden de kurtulmustur. Sonra yabanci kelime sayisi büyük ölçüde azalmis ve azalmaktadir. Fakat, bir kismi konusma diline de yerlesmis oldugu için, Türkiye Türkçe’sinde bugün hâlâ pek çok Arapça ve Farsça kelime vardir.

Bu hususta Türkiye Türkçe’si Bati Türkçesinin en temiz devri degildir. Osmanlica ile mukayese edilemeyecek kadar temiz bir durumda olmakla beraber, Eski Anadolu Türkçe’sinden daha çok yabanci kelime ihtiva etmektedir. Demek ki Türkiye Türkçe’sinde yabanci unsur olarak yalniz çok sayida Arapça, Farsça kelimeler kalmistir. Bu arada bazi terkipler de görülür, fakat bunlar tek kelime muamelesi gören kliselesmis seyler olup, sayilari da çok azdir. Türkiye Türkçesinin diger devrelerden bir farki da bati dillerinden bazi yabanci kelimeler almis olmasidir.

Türkiye Türkçe’sinde cümle yapisi da büyük bir aydinliga kavusmustur. Bu devrede Türk cümlesi eski devrelerdeki karisik ve mânâsiz uzunlugun dan kurtulmus, kisa, derli toplu yanlissiz cümle hâline gelmistir.

Osmanlica’dan Türkiye Türkçe’sine geçis, yazi dilini konusma diline yaklastirmak suretiyle olmustur. Osmanlica, konusma dilinden çok uzaklasmis derece sun’î bir yazi dili idi. Türk yazi dilini daima temiz kalan konusma diline yaklastirinca yazi dili kolaylikla Türkçe’yi bulmus ve sun’i Osmanlica tarihe karismistir. Esasen Türkçe’ye sokulmus olan yabanci unsurlar Arapça, Farsça gibi gerek mense, gerek yapi bakimindan Türkçe ile hiç ilgisi bulunmayan bir Sâmi, bir Hind-Avrupa dilinden gelme idi.

Bu sebeple bu unsurlar Türkçe’nin bünyesi içinde daima yabanci kalmis ve büyük sun’ilige dayanan igreti durumlar, yazi dili konusma dili kaynagina dönünce çabucak sarsilarak üçüzlü sun’î dil en kisa zamanda yikilip gitmistir. Yazi dili konusma diline yaklastirilirken tabiî öteden beri kültür merkezi olarak Türkçe bakimindan esasen yazi dilinin dayandigi konusma diline sahip bulunan muhitin dili, yani Istanbul Türkçe’si esas alinmistir. Bu sebeple bu gün Türk yazi dili yani Türkiye Türkçe’si hemen hemen Istanbul konusma dilinin, Istanbul Türkçesinin aynidir. Yazi ve konusma dili olarak ikisi arasindaki fark en asagi bir derecededir.

Hülâsa, ana çizgileri ile baslica vasiflarini belirttigimiz Türkiye Türkçe’si bugün tam bir özlesme, güzellesme gelisme hâlindedir. Bati Türkçe’si bu son devre ile çok hayirli bir yola girmis ve Türk yazi dilinin bütün gelisme ufuklari açilmistir. Kuvvetli bir yazi dili olmak üzere gelisme yoluna giren Türkiye Türkçesinin yürüyüs hizi devre boyunca memnunluk verici bir seyir göstermis. 1928’de eski harflerin terk edilmesinden sonra ise büsbütün artmistir. Bu devirde son zamanlarda bile arada sirada Osmanlica bazi siirler yazildigi da görülmektedir. Fakat ölü dille yazilmis olan bu bir kaç siir süphesiz ancak tarihi birer hatiradan ibarettir.


Netice

Bütün bu yukaridan beri söylediklerimizi toparlayacak olursak, demek ki Bati Türkçe’si kendi içinde birbirini takip eden ve birbirini geçmis bulunan üç devreye ayrilmaktadir. Bu devrelerin birincisi olan ve iki asir devam eden Eski Anadolu Türkçe’si Selçuklular, Anadolu beylikleri ve ilk Osmanlilarin yazi dilidir. Ikinci devre Istanbul’un fethinden Osmanli Imparatorlugunun sonuna kadar imparatorlugun yazi dili olarak bes asra yakin bir Ömür sürmüs bulunan Osmanlicadir. Üçüncü devreyi teskil eden Türkiye Türkçesinin hayati ise henüz yarim asri geçmemistir. Yani, Osmanlica Bati Türkçesinin en uzun devresidir.

Bu uzun devre Bati Türkçesinin ayni zamanda en güç devresidir de. Bu devir metinlerin üzerine egilirken üçüzlü yazi dilinde Türkçe’den baska iki yabanci ortagin gerekli kaidelerini de bilmek lâzimdir. Türkçe’ye kendi kaideleri ile girmis bulunan bu yabanci unsurlar, bir taraftan Eski Anadolu Türkçe’sinde görünmege baslamis oldugu, diger taraftan, kelime hâlinde de olsa, Türkiye Türkçe’sine de tasmis bulundugu için bir dereceye kadar Osmanlica’dan önceki ve sonraki devreleri de ilgilendirirler.

Osmanlica’daki Arapça, Farsça unsurlarin mahiyetini ögrenmek ilk ve son devrenin yabanci unsurlarini da yakindan görüp bilmek demektir. Yani, Osmanlica’nin yabanci unsurlarini kavramakla bütün Bati Türkçesinin yabanci unsur durumu aydinliga çikmis olur. Türkçe bakimindan ise Osmanlica Türkiye Türkçe’sinden farkli olmadigi gibi, Eski Anadolu Türkçe’sine de baglidir. Bu yüzden onun Türkçe cephesini ele alirken Türkiye Türkçe’si ile Eski Anadolu Türkçesini de ele almis oluruz. Hülâsa, Bati Türkçesinin en karisik ve güç devri olan Osmanlica’nin iç ve dis yapisini incelerken yalniz onun hudutlari içinde kalmayarak bütün Bati Türkçesini göz önünde bulundurmak lâzimidir.


Muharrem ERGIN
 

Destek Verenler
 

 

 

Giriş
Kullanıcı Adı

Şifre



Henüz Üye Değil Misiniz?
Buraya Tıklayarak Üye Olabilirsiniz.

Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın
M.K.Atatürk Köşesi

Atatürk'ün Hayatı

 Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Atatürk'ün İlk Meclis Konuşması

Bursa Nutku

Atatürk Diyor ki

Atatürk Şiirleri

 Atatürk'ün Nutku

İzmir Suikasti

İşte Cumhuriyet

Askerle Güreş

Tarih

Türk Adı

 Türk'lerin Ana Yurdu

Türkçenin Tarihi

Türk Büyükleri

Tarihteki Türk Bayrakları